‘Solcular benim şiirimi kıskanıyor’•Eylül 20, 2008 • Yorum yapılmamış (Düzenle)
Vakit yazarı Abdurrahim Karakoç ile Ankara Keçiören Estergon Kalesi-Osmanlı Konağı’nda Ramazan tadında bir söyleşi gerçekleştirdik.
Yaşayan en büyük şairlerimizden olan Karakoç, Habervaktim’e siyasetten sanata, şiirden edebiyata, yakın tarihin önemli olaylarından önemli simalarına, medyadan, günlük yaşama dair pek çok konuda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.KİMSEYİ KIRMAM AMA BİRİLERİNİ RAHATSIZ EDİYORUM
Y.DÖNMEZ: Efendim öncelikle teşekkür ediyoruz. Kırmayarak bize vakit ayırdınız.
A.KARAKOÇ: Ben kimi kırdım ki sizi kırayım? Sadece birilerini rahatsız ediyorum.
Y.DÖNMEZ: Kimi rahatsız ediyorsunuz, kimler onlar?
A. KARAKOÇ: Bu memleketi hep kendinin tekelinde zanneden, babadan dededen kalma sözüne buyruk mütekallibe ekibi…

DEDEM VE BABAM DA ŞİİR YAZARDI, ŞAİR OLACAĞIMI BİLİYORDUM
Y.DÖNMEZ: Şairlik ya da sanatkarlık doğuştan, Allah vergisi bir özellik midir yoksa aileden mi ya da sonradan öğrenilen bir şey mi? Siz çocukluk ve gençlik yıllarında bugün geldiğiniz noktaya gelebileceğinizi tahmin edebiliyor muydunuz?
A.KARAKOÇ: Biliyordum. Bir ailede en çok ne ile iştigal ediliyorsa, çocuklarda o işle uğraşıyorlar. Benim dedem şiir yazarmış, onu tanımıyorum, çocukluğumdan belki kıt kanaat tanırım. Babam şiir yazıyordu, şiir okuyordu. Sonra ağabeyim başladı yazmaya. Onları gördükçe beni de bir merak saldı. Allah vergisidir ama ben de üzerine düştüm tabii. Biz beş kardeşiz, beşimiz de yazarız.
Dördünün yayınlanmış kitapları var. Birisi henüz kitap yayınlatmadı. Yayınlatmamasının nedeni de: Diyor ki, “Ben sizler kadar meşhur olamam, olamayacağım için gerek yok.”

KİMSE ŞAİR OLACAĞIMA İNANMIYORDU
Y.DÖNMEZ: ‘Güneş ışığının olduğu yerde ayın ışığı görünmez’ diye mi düşünüyor?
A.KARAKOÇ: Evet. Doğru söylüyorsun, öyle düşünüyor, öyle söylüyor. “Senin kadar olamam” diyor. Bir aileden birinci sınıf güreşçi çıkar, ya birinci olacak ya da o işi yapmayacak. Seviye meselesi çok önemli. Ben öyle düşünmedim. Benim kendi kafamdan geçen ta çocukluktan beri, “Neyi yapıyorsam en iyisini yapacağım” dedim. “En uca taşıyacağım. En iyisini yapacağım.” dedim. İnanmazlardı arkadaşlar şiir yazdığıma. “Bu bir sanattır, ben bu sanatı yürüteceğim” dedim ve yazmaya devam ettim. Bana arkadaşlarım, “Ankara’da, İstanbul’da her yeri parsellemişler. Sen bu köyde ne yapacaksın?” diyorlardı. Aslında dedikleri de doğruydu.
Benim oraya üç gün sonra gelirdi günlük gazete. Dedim, “O öyle değil, göreceksiniz tüm Türkiye’ye duyurduğum gibi, Türkiye’nin de dışında duyuracağım ismimi.” İnanmazlardı.
SANATINI KİM İÇİN YAPIYOR?
Y.DÖNMEZ: Öyle bir idealiniz varmış. Peki gelecek açısından sanatın şekli noktasında nasıl bir ideal belirlemiştiniz kendinize? Hiç bitmeyen “Sanat sanat için yapılır ya da sanat halk için yapılır” tartışması… Siz hangi tarzı benimsemiştiniz?
A.KARAKOÇ: Ben sanatı halkım için yaptım. Benim yazdığım şiirlerin hepsi halkım içindi. “Sadece doktor okuyacak, sadece hakim okuyacak”, öyle şey olmaz.
Merkezinde insan olmayan sanat, sanat değildir.
Gerek şiir olsun gerek roman olsun gerek mimari olsun; dikkat edin, hepsinin merkezinde insan vardır. Güzelliklerin hepsi insana hitap ediyor. Başka bir şeye değil. Onun için benim çalışmalarım hep insan merkezli oldu. İnsanın değerini hep bildim. Ancak değersiz insanlar da var ne yapayım, onlara da vurdum. Karakterim öyle.
DADALOĞLU, KARACAOĞLAN’A BEŞ ÇEKER
Y.DÖNMEZ: Mutlaka ilerde ya da bugün sizleri de kendine örnek alacak sanatçılar çıkmıştır ya da çıkacaktır. Sizin de gençlik yıllarında örnek aldığınız, gıpta ile baktığınız şair-sanatçı var mıydı?
A.KARAKOÇ: Olmaz mı, gıpta ile baktığım? Ben mesela Fuzuli’yi çok severdim, çok da okurdum; çok değerli bir şair. Bugünküler kıymetini bilmiyor, lisan bakımından kıymetini anlayamamışlar. Bugün güya bize uymadığı için, ilgi göstermiyorlar.
Fuzuli dışında Dadaloğlu mesela. Benim gözümde bir Dadaloğlu beş Karacaoğlan eder. Hem şiir yazıyor hem de kendi benliğini unutmadan haksızlıklara kafa tutuyor. Köroğlu da böyledir. Bir hikayedir Köroğlu. Ama Dadaloğlu bir gerçektir biliyorsunuz. Hem o dönemlerde ezilmişler bu insanlar. Hem kimsenin ezilmesine de gönlüm razı olmaz.
Arif Nihat Asya sevilmez mi? Necip Fazıl Kısakürek sevilmez mi?
Fakat ben kendime örnek olarak hiç kimseyi almadım. “Ben bana benzeyeyim, ben hiç kimseye benzemeyim.” dedim.
Y.DÖNMEZ: Orijinal olayım yani?..
A.KARAKOÇ: Öyle olması lazım tabii.
Şimdi bana soruyorlar, “Gençlere tavsiyelerin nelerdir?”
Öncelikli tavsiyem…
Bir: Önce Türkçe’yi güzel kullanın.
İki: İllaki “Ben en uca kadar gideceğim” deyin. Siz öyle deyin, belki gidemezsiniz ama Allah’ın takdiridir. Gidemezsin ayrı mesele, zirveye çıkman lazım. Yarı yoldan döneceksen hiç lüzum yok o zaman.
Bazı gençler diyor ki: Biz de yazıyoruz ancak iddialı değiliz. Ben de diyorum ki: Evladım terk edin o zaman. İddialılar gelsin.
İddialı olmayan bir adam hiçbir şeye yaramaz. Mesele bu kadar basit: İddialı olacaksın. Şehirde imkanları olan, maddi olanakları olan ustaların yanında yetişmiş kimseleri köyden gelen birisi hepsini destelememiş! Niye? Azmi var, samimiyeti var, inancı kuvvetli.

“HAK YOL İSLÂM YAZACAĞIZ”IN DOĞUŞU
Y.DÖNMEZ: Çocukluk yıllarımdan bu tarafa dikkatimi çeken bir şiiriniz var: Hak yol İslam yazacağız. Bu şiiri nasıl bir atmosferde, nasıl bir duyguyla yazdınız?
A.KARAKOÇ: 1960 yılında yazdığım bir şiir. 27 Mayıs İhtilali’nden sonra. Bazı yerlerde o zamanda İslam’a karşı aşırı laikler vardı. Türkiye’de İslam’a karşı menfi bir tavır vardı. Ben o zaman o şiiri yazdım. Çünkü lüzumluydu. Bazı mesajların önceden verilmesi faydalıydı. Rahmetli Bekir Berk vardı, Said-i Nursi’nin avukatlarından. Bizim oraya bir dava için gelmiş, beni de gıyaben tanıyor. “Karakoç” dedi, “Marş olabilecek şiirin yok mu?” “Yeni yazdığım bir şiirim var. İster marş yapın, isterseniz öyle okuyun” dedim. Rahmetli bir okudu ve çok sevdi. Ve onun üzerine marşlar yapıldı. O dönemlerde otobüslerle Anadolu’da dolaşırken bu marşlar çalındı. Yine onlardan Said Özdemir var, bugün Kocatepe Camii Fuarı’nda kitap imzalıyordu. Önce beni tanıyamadı. İsmimi söyleyince çok sevindi, kucaklaştık. “Biz sizin o şiirinizi marş yapmış, ne günler yaşamıştık” dedi. Bu Allah’ın bir ikramıdır. O anda sana bir ilham veriyor, o ilham şiire dönüşüyor, şiir beğeniliyor.
Y.DÖNMEZ: Bir günde mi yazdınız o şiiri?
A.KARAKOÇ: Hiçbir şiirim iki günde yazılmamıştır. Hiçbir şiirimin kopyası yoktur. Daktiloyla yazar, çıkarım. Anlık. Onun için farkındaysanız ben hiç bilgisayar kullanmadım.
Y.DÖNMEZ: Yine meşhur şiiriniz “Hasan’a Mektup”, bu şiirden daha mı önce?
A.KARAKOÇ: O zaman işte… İkisini de o zaman yazdım.
İÇİME DOĞUYOR, ŞİİR OLUYOR
Y.DÖNMEZ: Şiir yazarken bir ön çalışma, kağıt kalem… Bir ön çalışma olmuyor mu?
A.KARAKOÇ: Hiç hiç. Doğrudan daktiloyla yazar bitiririm. Zaten gezerken, bakarken, insanlarla konuşurken içime bir şeyler doğuyor. Ben onları analiz yapıyorum. Şiir kıvamına gelince oturuyorum, bitiyor.
Y.DÖNMEZ: Bu süreç bir hafta falan sürmüyor mu?
A.KARAKOÇ: Yok, Yener kardeşim. Bir saat bile sürmüyor.
Y.DÖNMEZ: Evet bir saatte yazılan bir şiir dilden dile dolaşarak marş yapılacak. “Minarelerin ucuna, kuşların gözbebeğine hak yol İslam yazacağız.” Maşallah.
A.KARAKOÇ: “Yazdığınızın hepsi güçlü müydü?” diyeceksiniz. Yok hepsi güçlü değildi. Zayıfları da vardı biliyorum, olabiliyor.
Şiirde ilham vardır. Şiir ilhamsız olmaz. Cenab-ı Allah bir ilham veriyor. O ilham bana yazmayı emrediyor. Bakın yağmur yağarken bulutların geldiği gibi, Allah bulutsuz yağdıramaz mı yağmuru? Ama bir vesile ihdas etmiş. İnsana da bazı şeylere görerek, duyarak ihsas ettirdiği için yazdırıyor. Gece vakti yazıyorum; bazıları “romantik” falan diyor.
MİHRİBAN ROMANTİZM DEĞİL, O BİR GERÇEK
Y.DÖNMEZ: Romantik dediniz de aklıma Mihriban geldi.
A.KARAKOÇ: O romantik değil. Romantik olmak; hayali şiir demek, olmayan bir şey demek. Benim ki gerçek. Eğer olmasaydı yazamazdım. Ama ismi Mihriban değildi, o ayrı.
Y.DÖNMEZ: İsmini hatırlıyor musunuz şimdi?
A.KARAKOÇ: Hatırlamaz olur muyum?.. (Gülüyor) Gerçek olmasaydı öyle güçlü bir şiir çıkmazdı. Herkesin de bu denli dikkatini çekmez, çevirmezlerdi. Benden sorarlardı: Bu kimdi? Yahu, kimini ne yapacaksın?
Y.DÖNMEZ: Mihriban’ın Karakoç’a ait olduğunu bilen kadar bilmeyen de var…
A.KARAKOÇ: Bizim koyunlar da bilmezdi benim yazdığımı. Bırak onları… Bugün sağcısı da biliyor solcusu da biliyor kime ait olduğunu. Fakat bazıları bildiği halde inkara kalkışıyor.
SOLCULAR BENİM ŞİİRİMİ KISKANIYOR
Y.DÖNMEZ: Onu demeye çalışıyorum…
A.KARAKOÇ: Şöyle düşünüyorlar: Yahu böyle güzel şiirleri bizim solcular yazması gerekirken nasıl oluyor da bu adam yazmış. Kıskanıyorlar.
Nebil Özgentürk, bilirsiniz. Şiir, edebiyat çevirisi yapıyor. Bir gün yazmış, “Abdurrahim Karakoç’un değilmiş bu şiir” diye. Bu şiir Kahramanmaraş’ın Arguvan ilçesinde yüz elli yıldan beri söylenirmiş. Ben de cevap yazmıştım, “Nebil ne bilsin” demiştim. “Bir kere Kahramanmaraş’ın ‘Arguvan’ diye bir ilçesi yok, onu bilmiyorsun.” “Bak ben sana söyleyeyim” demiştim, “Arguvan, Malatya’nın kazasıdır. Ve orası tam Alevî’dir. “Sende de o var mı?” dedim. “Öyle olsaydı onu bilirdin. Yüz elli yıllık, 1961′den önce o şiiri bir yerde bul, ‘yazılmış, söylenmiş’ diye. Ben de sanatı terk ederim” dedim. “Sen de haklısın, bu şiiri sağ görüşlü birisinin yazması senin ağrına gidiyor” dedim. Sizin Marksistler, Lenistler, Stalinciler olsaydı severdin” dedim. “Bu seni kızdırıyorsa kızdırmasın” dedim.
MARKSİSTLER ŞİİRLERİMİ ALIYOR
Y.DÖNMEZ: Sağ kesimden sizin gibi değerli insanların çıkması niye yadırganıyor. Solun tekelinde olan bir şey mi?
A.KARAKOÇ: Kindar olduklarından. “Bu tarafa itibar edilirde, fikirlerinden dönülür” diye korkuyorlar. Aslında ben biliyorum Almanya’dan gelip de Marksistlerden şiirlerimi alanları, fanatik Alevîlerden dahi sevenler var bu şiirimi.
Y.DÖNMEZ: Besteleyenler sizden izin aldılar mı?
A.KARAKOÇ: Çok oluyor, evet. Kullanmak için de izin isteyenler oluyor.
Y.DÖNMEZ: Bestelenince daha çok duyuldu galiba?
A.KARAKOÇ: O dönemde fazla okuyan yoktu ki duysun. Okuyan biliyordu.
Daha sonra terennüm edilince daha çok duydular. “Türk’ün aklı gözünde yahut da kulağında” derler ya. Aynı kitabı üç, dört, beş hatta on defa okuyan adam, müzik olduktan sonra “Allah Allah! Lambada titreyen alev ne demek, bu ne demek” diyor. Sen okumuştun? Yok öyle anlamıyor. Daha bunun gibi çok şey var da müzik olmadığı için anlamıyor.
MİHRİBAN’A YAZILMIŞ ŞİİRLER
Y.DÖNMEZ: Mihriban’ın hikayesini hiç anlattınız mı bugüne kadar.
A.KARAKOÇ: Yok hiç anlatmadım. Anlatmam da.
Y.DÖNMEZ: Niçin?
A.KARAKOÇ: Niye anlatayım. Gençken birini sevmişim, normal. Bu meşru bir şey. Bu sevgi insani bir sevgi, İslami bir sevgi…
Y.DÖNMEZ: İstediniz de vermedi mi ailesi?
A.KARAKOÇ: Olmamış. Olmadıktan sonra da bunu açığa vurmak da herhalde erkekliğe yakışmaz değil mi?..
Y.DÖNMEZ: Peki Mihriban’a yazılmış başka şiiriniz var mı?
A.KARAKOÇ: Çoktur da isim yoktur ondan başka.
“Unutursun Mihriban’ım” diyorum. “Mektup üzerine yazılmış şiirdir. Unutmak kolay mı deme, unutursun Mihriban’ım. Mektup üzerine yazılmış. Oğlun kızın olsun hele unutursun Mihriban’ım.”
MİHRİBAN’I HİÇ AÇIKLAMADIM, BENİMLE TOPRAĞA GİDECEK
Y.DÖNMEZ: İnternette antoloji diye sanat ve edebiyat sitesi var. Orada Mihriban’a birisi cevap yazmış. Size sitem var orada.
A.KARAKOÇ: Ben bilgisayara bakmam, internet kullanmam. Dünyada bakmam öyle şeylere, bu yaştan sonra. Ben hiçbir arkadaşıma söylemedim. Mihriban açıklaması yapmadım. Ancak ben öldükten sonra, “Ben konuşmuştum, şöyle dedi, böyle dedi” diyenler çıkabilir. Yalan söyleyenler olabilir, belki arkamdan. Siz şahit olun. Mihriban hiç açıklanmamıştır, açıklanmayacaktır. Sırrı benimle toprağa gidecektir. Bunu söyleme ihtiyacı hissediyorum çünkü yalan söyleyenlerin haddi hesabı yoktur bizim ülkede…
Gazetede kızın birisi diyor ki: Eski sevgililerim… Ne demek bu sevgililerim? Bir de değil demek ki birkaç tane.
Bana diyorlar ki, “İkinci bir Mihriban daha olur mu?” Olmaz yavrum. Bir kişiye yıldırım iki defa düşmez. Bir kez düşer. Bitti.
Sivas’ta canlı yayındaydım. Telefon eden bir hanım diyor ki: Bu Mihriban yaşıyor mu? Bilmiyorum. “Nasıl bilmezsin?” diyor. Bilmiyorum, otuz-kırk yıl geçmiş, nereden bileyim. Benim memleketimde de değildi. Diyor ki: Eğer yaşıyorsa ve bu türküyü dinliyorsa Allah ona yardım etsin. Bilmiyorum o dosya o zaman kapandı işte.
32 YAŞINDA EVLENDİM
Y.DÖNMEZ: İletişim koptuktan sonra ne zaman evlendiniz?
A.KARAKOÇ: Onun zamanında 28 yaşındaydım; 4 yıl sonra, 32 yaşında evlendim. Her şey yukarıdan tayin edilmiş. Çocuklarımız oldu. Bilemiyorsun işte. Severek mi evlendim? Bilemiyorsun, bu da görerek oldu işte. Öbürü olsa daha mı iyi olurdu? Orasını da bilemem. Kötüde olabilirdi değil mi?
Y.DÖNMEZ: Buradan gençlere bir tavsiyeniz olur mu? Başlangıçta “Hem insani hem İslami olmalı” demiştiniz?
A.KARAKOÇ: Tabii öyle olmalı. Mesela bazıları inkara kalkışır. Yalan söylemek yasaklanmış. Bazıları yaşanmış şeyleri inkar ederler.
İLÂHİ AŞKA GİDECEK YOL, BEŞERÎ AŞKTAN GEÇER
Y.DÖNMEZ: Mesela Yunus Emre de diyor: “Beşerî aşk, ilahî aşka götürür” diye. Bunu nasıl yorumlarsınız?
A.KARAKOÇ: Bir dostum var. Bir gün gençlere sormuş? “Hiç sevdiniz mi” diye. Gençler de demiş ki: Sevmedik. Onlara kızmış, “Olur mu öyle şey? Allah sizi sevmek için yaratmış, niye sevmiyorsunuz ki? İnsanı sevmeyen Allah’ı nasıl sevecek?” demiş. Seveceksiniz ama İslami ölçüler içerisinde. “Allah’ın yarattıklarına aşık olamayan Allah’a da aşık olamaz” diyor, doğru söylüyor. İlahi aşka gidecek yol beşeri aşktan geçer. Otları, kuşları, kelebekleri toprağı seveceksin de eşrefi mahlûku sevmeyeceksen, ilahî aşka nasıl ulaşacaksın? Hangi yoldan gideceksin? Yollara tel örgü çekiyorsun, barikat kuruyorsun; sonra “Ben oraya gideceğim” diyorsun. Yalan, gidemezsin!
Y.DÖNMEZ: Bugün sevginin içi boşaltılmış. İslam’dan uzaklaşmaya bağlayabilir misiniz?
A.KARAKOÇ: Evet. Temelinde İslam’dan uzaklaşma var. Tüm bunlarda sistemli bir şekilde yapılıyor. (Ses kayıt cihazını göstererek) Bakın buraya haç işareti konmuş, bu ne?
Bakın bu artı işareti bilerek konmuş. Her yerde kullanıldığı için dikkat çekmiyor ama bilinç altına işleniyor. Senin hilalini niye koymazlar bunlar? Hilal daha cazip değil mi? Koymazlar.
YARIN:
Ahmet Hakan Vakit’e neden saldırıyor?
Süleyman Demirel’i neden reddetti?
MHP’de kimler elinde içki şişesiyle dolaşıyordu?
Alparslan Türkeş neden kitaplarını yasaklattı?
MHP’den ayrılırken Türkeş ne dedi?
Bahçeli’yi nasıl tanımlıyor?
Neden 11 Eylül saldırılarının sorumlusu olarak gösterildi?
Milliyetçiliği ve İslamcılığı nasıl görüyor?
İşte ‘Bulaşık Oğlan’ın hikayesi
| Vakit yazarı Abdurrahim Karakoç ile Ankara Keçiören Estergon Kalesi-Osmanlı Konağı’nda Ramazan tadında gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz. Usta Şair Abdurrahim Karakoç, söyleşimizin bu bölümünde “Dalaksız Bulaşık Oğlan”ın hikayesini paylaşıyor bizlerle… |
İşte ‘Bulaşık Oğlan’ın hikayesi
Hahambaşı-Doğan medyası işbirliğiyle nasıl hedefe konduğunu açıklıyor.. Süleyman Demirel’den bahsederken neler neler söylüyor.. Bir dönem içinde bulunduğu MHP’den neden koptuğunu, MHP’de nelerin değiştiğini, Alparslan Türkeş tarafından kitaplarının neden yasaklandığını, Devlet Bahçeli’nin dünü ve bugününü, milliyetçiliğin bugün nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu anlatıyor, yaşanmış olaylar ışığında:
Y.DÖNMEZ: Hasan Karakaya’ya bir mektup yazdınız geçen yazınızda. Ahmet Hakan ile ilgili. “Muhatap kabul etme” dediniz.
A.KARAKOÇ: Ben orda isim vermedim.
Y.DÖNMEZ: Ama dalaktan bahsettiniz, çiftlikten, “Bulaşık oğlan” dediniz.
A:KARAKOÇ: Beni İstanbul’dan bir doktor aradı. Galiba ismi İbrahim’di. Şimdi emekli olmuş, “Özel bir hastanede başhekimlik yapıyorum” dedi. Kayseri’nin Sarız ilçesinden. “O önce dalağını değil midesini kestirdi askere gitmemek için” diyor. “Bizzat ben aldım midesini” diyor. “Yok olmaz” falan demiş ama “İlle alacaksın” karşılığını almış. “Kestim onun ölçüsüne göre” diyor. “Altı ay sürmedi kaza geçirdi, kaza geçirdikten sonra dalak da kalmadı böbrek de” diyor. “Allah ona bu cezayı burada verdi” diyor. “Kendi midesini aldırdı, Allah da razı olmadı dalağını aldı” diyor.

AHMET HAKAN NEDEN VAKİT’E SALDIRIYOR?
Y.DÖNMEZ: Onun psikolojisini nasıl yorumluyorsunuz?
A.KARAKOÇ: Bu adam hırslı bir adam. Yükseklere çıkmak için Zahit Akman’ın ikinci planda kalmasını istiyordu. Fakat o dönem Akman Amerika’ya gönderildi. Bu, o işe kızdı. Amerika’dan geldi RTÜK başkanı oldu. Kanal 7′de tutunamadı. Bu işe çok kin tuttu. Kanal 24′e haber müdürü olmak istedi, o da olmayınca Vakit gazetesine kin besledi. Tüm bunlara neden olarak Vakit gazetesini gördü. Kızdı. “Siz bana böyle yaparsanız ben de dönerim” dedi. Gitti döndü. İslam’a, Müslümanlara saldırdı. Hırslı. Bir yerlere gelmek istedi, gelemeyince Vakit’ten bildi ve Vakit’e saldırıyor.
Y.DÖNMEZ: Bu hırsın, makam-mevki hırsının sonu iyi mi oldu? Genellikle nasıl olur?
A.KARAKOÇ: Bir yere gelmek istediği için hırslandı ama makam için güdülen hırstan hayır gelmez. Bakın. Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. O dönemlerinde bazılarını devlet sanatçısı olarak ilan ettiler. Beni de davet ettiler, araç gönderdiler, ret ettim. “Bu Demirel dediğiniz adam şiirden anlamaz, sanattan anlamaz, romandan anlamaz, hikayeden anlamaz, anlamaz hiç bir şeyden” dedim. Bu Türkiye’nin halkını da anlamadı, sadece kendini anladı ve çevresini bir yerlere getirmek istedi. “Burası Sovyetler mi” dedim, “Sanatçı sanatçıdır. Sanatçının devlet sanatçısı mı olur? Devletin sanatçısı mı olur? Belki devletin güreşçisi, sporcusu olur. Ama sanatçısı olmaz. Bu bir saçmalıktır.” “Bu Demirel’e mahsus bir şeydir” dedim ve açık konuştum.
SANAT DÜNYASI OLMAZ, SANATKAR OLUR
Y.DÖNMEZ: Bir sanatçımız, bugün “Sanat Dünyası” denilen alemi “Hayvanat Bahçesi”ne benzetiyor. Sanat dünyasına sizin bakışınız nasıl?
A.KARAKOÇ: Sanat dünyası olmaz ancak sanatkarlar olur. Türkiye’de sanatçı pespaye duruma düştüyse bilin ki hiçbir ölçüye uymayanlar yüzünden. “Minik Serçe” dedikleri kimdi?
Y.DÖNMEZ: Sezen Aksu
A.KARAKOÇ: Sezen Aksu’nun yazdıklarından ne anlıyor bu millet? Estetik yok. Türk ölçülerine uygun şiir yok ortada. Eee diyorlar ki, seviyoruz. Bu sevenler de onun gibiler. Şıracı-bozacı meselesi var ya.

Y.DÖNMEZ: Yabancılaşma var diyorsunuz
A.KARAKOÇ: E tabi öyle. Bakın bir şey başladı, Ermeniliğe dönme başladı sanki. Ama vardır Müslümanlıkta karar kılanları da. Ancak eskiye dönen çok fazla. Örneğin Kamer Genç, kimdir, bugünkü duruşu neyin duruşudur araştırmalı. Burada Yusuf Halaçoğlu’nun gündem olan açıklamaları çok önemli bence.
Y.DÖNMEZ: CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun da benzeri bir geçmişinin olduğu söylenir..
A.KARAKOÇ: Evet o da öyle. Geçen gitti Munzur’da mum yaktı. Aynen bizim Genelkurmay Başkanımızın ağlama duvarında ağladığı gibi.

MHP’DE ELİNDE İÇKİ ŞİŞESİYLE DOLAŞANLAR VARDI
Y.DÖNMEZ: Türkeş’le birlikte çalışmanız ve ayrılığınız nasıl oldu?
A.KARAKOÇ: Beni çok severdi, çok yakınlarındaydım. Sonra Devlet Bahçeli’nin bugünkü çizgisine geldi. Benim sevmediğim isimler vardı. Elinde içki şişesiyle dolaşan adamlar vardı. İsimlerini sildirdim. Sonra bir baktım, o kişiyi genel başkan yardımcılığına getirmiş. Samimi olmadığını anladım ve ben kendi ismimi sildirdim. “Silin benim ismimi oradan” dedim.
Y.DÖNMEZ: Türkeş’in neyini beğenmediniz
A.KARAKOÇ: İslam’a bakış açısını beğenmedim. Bu bir, ikincisi kendinden başka adam yoktu yetişmiş. Yetişmelerini de istemiyordu. Ermenilerle yakınlık kurdu sonra. Çok sonra fark ettim bunları.
Y.DÖNMEZ: Muhsin beylerle birlikte mi ayrıldınız?
A.KARAKOÇ: Ben onlardan bir buçuk yıl önce ayrıldım. Türkeş o dönemleri iyi değerlendiremedi. Gün oldu Seyit Mehmet Arvasi ordaydı, Necip Fazıl ordaydı, ben ordaydım. Bu isimler yiğit gençlerin İslam’la tanışmasına vesile oldular. Ancak 12 Eylül’den sonra bozuldu. Avrupa’daki Musa Serdar Çelebiler hakkında ileri geri konuştu. Bir gün itiraz ettim, “Efendim o arkadaşları İtalyan mahkemesi bile affetti, suçsuz buldu. Siz neden affetmiyorsunuz?” dedim. “Farz edelim ki onlar suçlular. Siz bu milletin başbuğusunuz” dedim, “Onları affedin. Ve onlar sizin çocuğunuz sayılır bir de onlara cevap veriyorsunuz. Siz cevap vermeyin, genel başkan yardımcıları ya da genel sekreter versin.” Bunları kimse diyemiyordu. O dönemde ben dedim. Beni severdi. 12 Eylül’den sonra cezaevinden tahliye olduktan sonra görmeye gittim. Büyük bir salonda toplantı vardı. Kalabalık bir toplantı. Benim kapıdan içeri girdiğimi görünce yerinden kalktı. “Vay Karakoç’um” dedi, kucakladı. O cezaevindeyken yazdığım bir şiir derginin birisinde yayınlanmıştı. Onu okumuş. Ve şiiri baştan sona ezberlemiş, okudu.
“Çelik testereyle kestim sılada
Yıkadım duvara astım sılada
Düşümde gördüm dün gece…” diyor.
“Böyle bir millî şairimiz, başka var mı böyle anlatış, başka var mı böyle yorum?” gibi iltifatlarda bulundu. Ancak bir müddet sonra benim kitaplarımı yasaklattı. Ben istifa ettikten sonra aradı tekrar, ben de “kusura bakma” dedim. Sadece benim kitabım yasaklanmadı. Hatta Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun şiirleri de yasaklandı.
“Aylardan Ağustos
Günlerden Cuma
Gün doğmadan önce Alparslan ordusu geçti hücuma.
Yeni bir şevkle titredi gökler
Ya Allah Bismillah Allahû ekber…” diye. Bunda “Bismillah Allahû ekber” var diye yasaklandı. Yasaklandığını da bana oğlu söyledi. Bir lider kendinden akıllısını hatta kendine akıl olarak yakın olanını sevmez. “Makamımı elimden alır” diye.
BAHÇELİ ALTINCI SINIFTI, NASIL LİDER OLDU BİLMEM
Y.DÖNMEZ: Bahçeli’yi nasıl buluyorsunuz?
A.KARAKOÇ: Beşinci altıncı sınıf bir partili olur. Amma nasıl olduysa lider oldu, bilemiyorum. Asistandı üniversitede. Nazik adamdı, kibar adamdı, sesi-soluğu çıkmazdı. Kimseyi kırmazdı. Şimdi biraz bağırıyor çağırıyor. O da alıştı. Lider olacak kişi bir uyanış başlatacak. Fikirleriyle, sözleriyle, hal ve hareketleriyle gerekirse depremler oluşturacak.
Y.DÖNMEZ: Milliyetçilikte İslam çok önemli ancak son dönemde milliyetçiliğin İslamî yönünün törpülenmeye çalışıldığı yönünde bir iddia var, katılıyor musunuz?
A.KARAKOÇ: Evet aynen öyle, çok çalışıldı. Milliyetçiliğin adını değiştirdiler, ulusalcılık yaptılar. Bir zamanlar bir dergi çıkıyordu. Perinçek’in oğlu Mehmet’le İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz birlikte yazıyorlardı / şimdi de tamamen fıttırmış oraya gitmiş. Bu Perinçek, dünyada hiç kimseyi sevmez Mao’yu sevdiği kadar. Atatürkçü geçinir, Atatürk’ü de sevmez, yalan söylüyor. Hem Mao’yu hem Atatürk’ü aynı anda sevebilir mi bir adam?
HAHAMBAŞI-DOĞAN İŞBİRLİĞİYLE HEDEFE KONDU?
Y.DÖNMEZ: Ariel Şaron’la ilgili bir yazınız vardı. Eleştiri almıştınız Hürriyet’ten falan? Neydi o olay?
A.KARAKOÇ: Sadece Hürriyet değil bütün gazetelerden. Doğan Grubu’nun bütün gazeteleri aleyhimde yazılar yazdılar. Yazdım, “Kim ne derse desin, Hitler akıllı adammış” dedim; “Kendi de zalimdi, soykırımcıydı ama Yahudilerin içinden de kendi gibi soykırımcı çıkacağını bildiği için doldurmuş bunları kazanlara.” Ariel Şaron’un yaptığı zulümlerden bahsetmiştim. Her biri bir taraftan “Vay sen misin bunu diyen? Hitler’i övüyor, diktatörü övüyor” diye yazdılar. (Gülüyor) Yoktum Ankara’da. Telefonlar geliyor. “Ne yaptın, herkes seni yazıp çiziyor” diye. Dedim “Topla o yazılıp çizilenleri, bakacağım gelince”. Gelince hepsini okudum. Radikal’den Hakkı Devrim yazmış “Hiç birimizin haberi yoktu, hahambaşı mektup gönderince haberimiz oldu, niye siz bu adamı eleştirmiyorsunuz” diyor. “Biz de onun için eleştirdik” diyor, görüyorsunuz değil mi? Hahambaşı’nın talimatıyla beni hedefe koyuyorlar. Bunlar böyle işte. Ben de topuna cevap yazdım, “Ulan sizin seviyeniz de bu, fikriniz de bu” diye.
İKİZ KULELERİN VURULMASININ SORUMLUSU BİLE KARAKOÇ!
Y.DÖNMEZ: Hahambaşının talimatıyla yazı yazıyorlar…
A.KARAKOÇ: Aynen öyle oldu. Bunlarınki İslam düşmanlığı. Hitler ne İslam düşmanlığı yaptı ne de Türk düşmanlığı… Bir ara Çeçenler uçak kaçırdılar Suudi Arabistan’a. Bende eleştirmiştim “Böyle olmaz” diye. “Senin ülkeni işgal edenlerin uçağını kaçırabilirsin, bu bir savaş hali” diye. “Ancak Amerika’nın üssü olan bir ülkeye indirilmez” dedim. “Amerika’nın üssü olmayan bir yere indirirsin. Hatta götürürsün işgalci ülkenin tepesinde patlatırsın” dedim. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra ikiz kuleler vurulunca yine hep birlikte yüklendiler, “Karakoç yazdı” diye.
Y.DÖNMEZ: Şöyle anlıyorum. Vakit gazetesi ve sizin yazılarınız, kartel yazarları tarafından ciddi takip ediliyor.
A.KARAKOÇ: Evet ediyorlar. Benim yazılarımı, Ali İhsan Karahasanoğlu’nun yazılarını… Son zamanlarda Ali İhsan Karahasanoğlu’nun yazılarını takip ediyorum ve çok beğeniyorum. Çok güzel yazıyor. Güzel dokunduruyor. Hasan Karakaya ve Abdurrahman Dilipak güzel yazıyorlar.
MİLLİYETÇİLİĞİ ULUSALCILIK YAPTILAR, HERKES ULUSALCI OLDU
Y.DÖNMEZ: Geri döneceğim meseleye. Şair İsmet Özel’in bir lafı var, “Her Türk Müslüman’dır…” Bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz?
A.KARAKOÇ: O öncedenmiş. Maalesef bugün öyle mi, Türk’ün namussuzu da, gavuru da, kafiri de, domuzu da var.
Y.DÖNMEZ: Hayır. Türk deyince Müslüman akla geliyor anlamında…
A.KARAKOÇ: Eskiden öyleydi, şimdi öyle değil. Eskiden hatta Müslüman’ım yerine Elhamdülillah Türküm deyince tamamdı, şimdi öyle değil.
Y.DÖNMEZ: Peki neden böyle oldu?
A.KARAKOÇ: Çünkü gidip ırkçılık yaptılar. İslamiyet ırkçılığı men eder. Müslüman ırkçı olmaz. Sonra “Milliyetçilik bize zarar veriyor” dediler. “Ne olalım o zaman: Ulusalcı olalım” dediler. Bakıyorum. Dev solcusu, demokratik solcusu, orta yolcusu, Maocusu hepsi ulusalcı oldu. Neden? Milliyetçiliği bitirmek için. Önce milliyetçiliği sonra İslam’ı bitirmek için. Necip Fazıl o zaman döndü; Millî Selamet’ten o yazıyordu ben yazıyordum. İslam’a aşılıyorduk. Seyit Arvasi Türk-İslam ülküsünü yazıyordu. Bana soruyorlar, “Neden MHP’den ayrıldın” diye. Ben de “Öyle bir imama durduk, imam ayrıldı imandan, biz de ayrıldık imamdan” diyordum. Benim dediğim gibi olmasa da, bir miktar benim dediğim gibi olsaydı ben niye ayrılayım?
Y. DÖNMEZ: Kıymetinizi yeterince bilemedik sanki. Oysa dünyaya bir Abdurrahim Karakoç daha gelir mi?
A.KARAKOÇ: Gelir niye gelmesin. Bir Karakoç gelmez belki ama Karakoç’u geçen birileri gelir.
Y.DÖNMEZ: Sizi siz yapan dinimiz, inancımız, değerlerimiz? Yozlaşmadan bahsettik ya, gençliğin içinde bulunduğu durum ortada. Nasıl olacak bu?
A. KARAKOÇ: Bu noktada ben de biraz karamsarım aslında. Bakın, Rusların Afganistan’ı işgali zamanında, güzel bir mücadele veriliyordu malum, Afganistan’dan bir lider Türkiye’ye geldi. Aha bu Keçiören’de bir sohbetimiz olmuştu. İşgalden, savaştan açılınca konu, “Hayır siz artık yapamazsınız bizim gibi” dedi; “Eğer Türkiye bugün işgale uğramış olsa, bizim gibi yiğitçe, mertçe çarpışamazsınız.” “Neden” diye sordum, “Sizin değerleriniz yer değiştirmiş” dedi. Doğru geldi. Biz şimdi –Allah göstermesin- bir savaşa girsek, Türk bildiğimiz binlerce kişi arkamızdan vurur. Kurtuluş Savaşı’nda kimse bu kahpeliği yapmadı. Ama bugün bu konuda ümitli değilim. Bu direnç bugün kırılmış maalesef…
SÖYLEŞİNİN İLK BÖLÜMÜ: SOLCULAR BENİM ŞİİRLERİMİ KISKANIYOR
Osman Yüksel Serdengeçti’nin unutulmaz anıları
“İki İsmet’ten çok çektim”in aslı nedir?
Serdengeçti, Demirel’e neden “Adama boynuzlu derler” dedi?
“Biz hapiste olmadığımız zaman ayda bir çıkar”ın hikayesi neydi?
Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili ne dedi?
İlk şiirlerini neden yaktı?
Size ne derler bilemem ama bize boynuzlu derler
|


