Haram Yemeyen Ordu
Osmanlı ordusunun, İslam’ı tek bir bayrak altında toplamak gayesiyle Mısır seferine giderken Gebze yakınlarındaki bağlık-bahçelik bir arazide mola verdiğinde Yavuz Sultan – Selim’in bütün askerlerin heybelerini arattığını ve hiçbirinde meyve cinsinden birşey çıkmaması üzerine ellerini Ulu Dergah kaldırıp :“Allahım, sonsuz şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu lutfettin. Eğer askerimin içinde tek bir kişi sahibinden izinsiz bir meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydım Mısır seferinden vazgeçerdim’.’ diyerek Rabbine sonsuz hamd ü senalarda bulunduğunu. … (51)
Serdengeçti’nin Ayasofya Müdafaası Yazmış olduğu”Ayasofya”. isimli şiiri yüzünden tutuklanarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Osman Yüksel Serdengeçti’ nin kendini müdafaa ederken:
“Müddei umumi(savcı) tepeden verilen emirlere göre hareket ediyor. Ayasofya`nın tekrar cami haline yetirilmesinde benim ne gibi hususi maksadım ve menfaatim olabilir? Ayasofya’yı kiraya mı vereceğim, yoksa imamı mı olacağım? Beni bu yazıdan dolayı Türk savcıları değil, Yunan savcıları itham etsin. Böyle bir yazıyı yazdığımdan dolayı kendimi müdafaa etmekten utanıyorum .” diye hayıflanarak cevap verdiğini. . .(57)
Hilafetin Gücü
31 Mart hadisesinin tertipçileri arasında bulunan şair ve filozof Rıza Tevfik’in bu meş’um hadisenin ardında İngiliz parmağı olduğunu itiraf edip, ihtilal hadisesinden sonra İngiliz konsolosluğuna gittiğinde çok soğuk bir şekilde karşılandığını ve o zaman bunun sebebini anlayamayan Rıza Tevfik’in çok sonraları Londra’ya uğrayıp bunun sebebini o dönemin İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Lord Nikılsın’a sorduğunda bu İngilizin çok ibretli bir şekilde”Rıza Tevfik Bey, Biz bilhassa Hindistan’da İslam ülkelerini idaremiz altına alabilmek için milyarlarca altın harcadık ama başarılı olamadık. Halbuki Sultan Abdülhamid, her yıl bir ‘Selam-ı Şahane’, bir de ‘Hafız Osman hattı Kur’an-ı Kerim’ gönderiyor ve bütün İslam ümmetini, hududsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor.Biz bu ihtilalle siz jön Türkler’den hilafet kuvvetinin ortadan kaldırılmasını bekledik ve aldandık. İşte bundan dolayı siz soğuk karşılandınız?” cevabını verdiğini. . .(62) Biliyor muydunuz?
Engizisyon Gerçeği
1481-1808 yılları arasında batıda,Katolik kilisesinin siyasi baskı aracı olarak faaliyet gösteren Engizisyon mahkemelerinin Yakılarak öldürülme cezasına çarptırılan insanların sayısının 34.024 e ulaştığını….(74)Biliyor muydunuz?
Ayyıldızlı Şapka
Şapka inkılabından sonra Ankara Valisi Yahya Galip Bey’in İsmet İnönü’ye gelerek: Şapkanın ortasına bir ay-yıldız koyalım ki, diğer milletlerden farkımız belli olur demesi üzerine İnönü’nün: Canım biz bu inkılapları farkımız olmasın diye yapıyoruz. Sen ne teklif ediyorsun
Nasipsiz Ahmak
Necip Fazıl Kısakürek merhumun, kendisine. “İslamiyet deyince burnuma ayak kokusu gelir” diyen ihtiyar gazeteciye;Senin o burnuna gelen, İslamiyet’in değil; kendi ciğerinin pis kokusudur. Sen, bir mücerredi, bir müşahhastan ayıramayan ahmaksın!” diye cevap verdiğini…(90)
Akif i Büyük Yapan Meziyet
Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, İstiklal Marşı müsabakasındaki birinciliğinden dolayı kendisine zorla verilen 500 lirayı, fakr u zaruret içinde olmasına rağmen, fakir kadın ve çocuklara bir maişet temin etmek üzere kurulmuş olan “Darü’i Mesa i “ye bağışladığını…Halbuki İstiklal Marşı kabul edildiğinde, Mehmet Akif’in cebinde , Zonguldak milletvekili Hayri Bey’den borç aldığı iki lirasının olduğunu ve milli marş için 500 lira teklif edildiği günler de 140 lira ile Ankara’da bir çiftlik alınabildiğini…Paltosu dahi olmadığı için kışın bile ceketle dolaşan bu idealist şairin, çok soğuk günlerde ise, arkadaşı Baytar Şefik (Kolaylı)’dan muşambasını ödünç olarak giydiğini …Baytar Şefik’in bir gün : Akif Bey, hiç olmazsa kendine bir palto alsaydın” demesi üzerine, ona darılıp iki ay konuşmadığını.Burdur Meb’us’u olarak I. Millet Meclisi’ne seçildiğinde ailesine: “Biz bu maaşı hak etmiyoruz ya… Ama, pek hak etmiyoruz da denemez. Elimizden geldiği kadar nihai zafer için çalışıyoruz. ” dediğini .(97)
Hacizli Cenaze
Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han’a, “”Altıncı Mehmed sözündeki “”Altıncı kelimesinden kinaye olarak “”Altın seven adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu . . . Halbuki Sultan Vahdeddin Han’ın, hayatının tehlikeye girmesinden dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkanı varken, dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu serveti Hazine-i Hümayun’a gönderdiğini…İtalya’da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yılında San Remo’da vefat ettiği zaman 120 000 lira borcu kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konuduğunu . . . Tahnit edilmiş cesedinin, kızı Sabiha Sultan’ın bu parayı binbir güçlükle temin etmesinden sonra Şam ‘a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna defnedildiğini. .. (103)
İttihatçıların Akılsızlığı
Sultan II. Abdülhamid’in dahice bir politika güderek, her hangi bir isyan çıkartmalarını önlemek için Arabistan’ın Hicaz ileri gelenlerini, Şura-yı Devlet üyesi olarak İstanbul’da tuttuğunu. . .Bunlardan Şerif Hüseyin’in, Mekke’ye emir olmak isteğini defaatla reddetmesine karşılık Ulu Hakan’ın tahttan indirilmesiyle birlikte İttihat ve Terakki yönetiminin, Şerif Hüseyin’in bu isteğini yerine getirerek onu emir olarak tayin ettiğini ve hemen ardından da Şerif’in Osmanlı’ya karsı isyan bayrağını açtığını… Çok sonraları İngiliz Başvekil Lloyd George’un Avam Kamarası’nda: “”Şerif Hüseyin Mekke emiri olduktan sonra kendisi ile Arap milliyetçiliği ve isyan konusunda anlaştık.Bu isyana karşı ayda 40 bin altın vermiştik” dediğini … (105)
Vicdan Azabı
Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı’yı arkadan vurduğunu ve mükafat olarak da İngilizler tarafından Hicaz Krallığı’na getirildiğini..Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı edilerek İngilizlerin himayesinde Kıbrıs’a yerleştirildiğini ve hastalandığında da oğlu tarafından Amman’a getirildiğini…Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser verirken “İzmir Marşı”nı çalması üzerine, oğlunun babasının üzülmemesi için pencereleri kapattırmak isterken baba oldukça ibretli bir şekilde:“Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? Ben velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı düşündüm. Allah beni sürgünlüğe düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak pencereyi aç, şu marşı dinleyeyim.Duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ızdıraptan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ıHakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahirette hesap gününde cezadan korusun”dediğini.. .(108)
“O Kendi Kaderini Kendi Yazmış Oldu”
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin 1960 Mart’ında ağır hasta vaziyette Urfa’ya gelmesi üzerine, bunu haber alan İçişleri Bakanlığı’nın, derhal Üstad’ı geri gönderme emri çıkardığını… Halkın yoğun baskısı üzerine Urfa valisinin “Efe Nedim, Said Nursi çok hasta ve müsaid bir araba da yok. ” demesine karşılık İçişleri Bakanı Namık Gedik’.in:“Çöp arabasıyla da olsa göndereceksiniz!” talimatını verdiğini ve bunu öğrenen Bediüzzaman Hazretleri’nin ibretli bir şekilde:“O kendi kaderini kendi yazmış oldu” dediğini ve ,çok kısa bir zaman sonra İçişleri Bakanı Namık Gedik’ in Genelkurmay binasından kendini atarak intihar edip, cesedinin de çöp arabasıyla taşındığını. . .(113) Biliyor muydunuz.?
Paspas
Sultanüş-şuara
Necip Fazıl Kısakürekin yürekten bağlı olduğu Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerine:“Efendim! Ben kurtulacak mıyım?” diye sorması üzerine Arvasi Hazretleri’nin :“Bir gemi giderken, paspas da içinde gider. Yeterki o geminin içinde ol Necip!’diye cevap verdiğini…(132) Biliyor muydunuz?

