
FUTBOL KİMİN İÇİN SPOR?
Futbol sadece bir spor mu? Buna “evet” diyebilmek mümkün değildir. Zira futbol sadece amatörce oynayanlar için bir spor statüsünde kabul edilsede, bugünkü şekliyle ister profes yonelce bu işi yapanlar isterse de seyredenler açısında sporla hiçbir ilişkinin olmadığı bir gerçek. Zaten bugünkü şekliyle futbola genel bir bakış açısıyla yaklaştığımızda özellikle kapitalist ekonomisin insanları tüketime itmede futbolu bir araç olarak kullandığını görmekteyiz. Bu zaviyeden futbola amatörce oynayanların dışında spor diyebilmek için insanın akli melekelerinden yoksun olması gerekir
FUTBOL KİTLELERİ UYUTMA ARACI MI?
Futbolun geçmiş dönemde Franko, Mussolini gibi faşistler tarafından kendi istibdatlarını göstermemek için kullanıldığını herkes biliyor. Bu bağlamda Franko’nun kendisine sorulan “Kitleleri nasıl kontrol altında tutuyorsun?” şeklindeki soruya verdiği “Kitleleri yüzbinlik beşiklerde uyuttum” sözü bunun müşahhas bir misalini oluşturuyor.
Futbol geçmişte faşistler tarafından kullanıldığı gibi, şimdi de kapitalislerin bir sömürü aracıdır. Bu çerçevede futbolun bugünkü genel çerçevesine baktığımızda, tamamıyla çok yönlü bir üretim ve tüketim organizasyonu olduğunu görürüz. Bu da futbolu spor olmaktan çıkaran en büyük etkendir.
Hakim ideolojilerin “kitleleri uyutma aracı” olarak kullandığı popüler kültürün en çok kullanılan araçlarından biri haline gelen futbolun bu derece yayılmasının altında yatan farklı bir faktörde, futbolun basit bir oyun aracı olması ve psikiyatristlerin de tespit ettiği gibi insanlara aidiyet kazandırmasıdır diyebiliriz. özellikle ezilmiş kitlelerin bir araya gelerek kendilerini bulma organizasyonu olan futbolun bugün en dindar kesimlerde bile hastalık derecesine gelmesini bu ezilmişlikle ifade etmek mümkün görünmektedir
NE GETİRİP GÖTÜRDÜĞÜ HESAPLANMIYOR
Ne getirip götüreceği hesaplanmadan popüler kültürün empozelerine aldanan kitleler, kullanılan araçlarla gelen her türlü hayat biçimini’de kabullenmek zorunda kalıyor. Gelen her kural ve kaide, aslına bakarsanız insana ait öz değerlerden birinin yerine oturuyor ve belirli bir zaman sonra ise fertler kendine ait bütün değerleri ya başkalaştırıyor ya da yok olup gitmesine göz yumar hale geliyor. Halbuki büyüklerimiz; “inandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” derken hem ferdi, hem de sosyal sahada meydana gelebilecek bu değişime dikkat çekmişlerdir. Zaten mevcudu koruyamayıp, hariçtekilerinin tesiri altına girme olarak adlandırılabilecek böyle bir fiilde insanın duygularını, düşüncelerini, inanç ve yaşayışını koruyabilmesi imkansız gibidir. inandığı değerleri hayatına hakim kılmayan ve yaradılış gayesini kavrayamayan insanlar için böyle bir değişim bir şey ifade etmese ve kabul edilebilir bir durum olsa bile, ideal bir insan ya da toplumun bu manadaki değişmelere evet diyebilmesi asla kabul edilemez.
FUTBOL BİR İZM Mİ?
ister kitlelere tesiri, isterse toplumun her kesiminden insanın ilgilendiği bir “spor dalı(!)” olarak arz-ı endam eden futbol, bugün devasa boyutlar da insanların günlük hayatlarına girmiş ve hatta onlara yol gösterecek seviyeye ulaşmış bulunmakta. Kamu oyunu günlerce meşgul edebilen ve hafta gündem tayin edebilen Futbol, nasıl bir şey ki, insanları bu kadar tesiri altına alıyor, uğruna her türlü fedakarlıklar yapılıyor ve hafta ölümlerle sonuçlanan vakalara sebebiyet verdirebiliyor?
Daha çok, sosyal ve kültürel yönden özünden uzaklaşmış yada yabancılaşmış az gelişmiş ülkelerde yaygın olan futbol insanları peşinden koşturan ve koşturmakla kalmayıp adeta uyuşturan bir büyü mü? Yoksa hayata ait bazı ilkeler koyarak insanları tasallutu altına alan bir felsefi “izm” mi? Ya da belirli güç odakları tarafından yüzbinlerin uyutulması için veya uyudukları ortamdan uyandır mamanın vasıtası mı? Futbolun kendine göre kuralları oluşu, ahlaki anlayışı, seyircinin takınacağı tavırların belirlenmesi, günlük hayatta edindiği yer ve insanların zaman mefhumu üzerin deki muazzam tasallutu oluşunun bir ideoloji olabileceğini akla getirmiyor değil! Çünkü ideolojinin çekirdeği, bir yandan hususi ve şahsi ihtiraslar, öte yandan da yine hususi ve şahsi de ğerler ortaya koyduğu gerçeği vardır. Futbolun ideolojiye dayalı “İZM” olabileceğini aklımıza getirmemizin başka bir sebebi ise, ideolojinin bir cemiyete veya bir sosyal gruba has inanışların bütününü ifade etmesi ve faaliyetlerini içermesi yönüdür.
GAYESİ NE?
Başta da değindiğimiz gibi futbolun sadece masum bir spor dalı olduğunu söylemek oldukça güç. Bütün iyimserliğimizle yaklaşsak bile özellikle yabancıların meseleye bakışları futbolun gayesini ortaya koyabilecek netlikte. 1964 IOC 62. toplantısının açılış konuşmasında Avery Brunda ge’nin söyledikleri bu tür organizelerin nasıl bir gaye taşıdığını ortaya koy maktadır: “Bu tür organizeler 20. asra uygun bir dindir. Kendi içinde öteki dinlerin bütün temel değerlerini içeren evrensel ölçekte genel geçerli olma talebi taşıyan bir din. Modern, heyecan verici, canlı, dinamik, aktif bir din. Ne toplumsal kastların, ne ırkın, ne ailenin ne de paranın haksızlıkların ve adaletsizlikleri bulunur sporda” Bu tür misalleri çoğaltmak mümkündür.
ÜLKEMİZDE FUTBOLUN DURUMU
Ülkemizde futbolun gayesini ortaya koyacak o kadar çok misal var ki, saymakla bitmez. “Senden büyük yok”, “Sana tapıyoruz”, Senin için ölmeye geldik”, “Sen bizim ıçin her şeysin”, “Ben falan kulübün hastasıyım”, “haftada bir sana tapınmaya geliyoruz” gibi ifadelerle adeta bir ibadethaneye çevrildiği gözlenen futbol sahaları, diğer yönüyle de belirli bir kesime (Futbol elitine) büyük kazançlar da sağlayan bir araç olarak kullanıldığını görmemek için de kör olmak lazım. Aynı odaklarla çıkar ilişkisi olduğuna inandığımız medyanın özellikle futbolu gündemden düşürmemek için elinden geldiği gayreti göstermesi herhalde boş olmasa gerek. Medyanın futbolun üzerinde ısrarla durması ve tahşidat yapması ilginin doruk noktaya çıkmasına vesile olmaktadır. En hayati meselelerde hassasiyetini ortaya koyamayan kitlelerin, şişirilerek lanse edilmiş bir futbol karşılaşmasına karşı duydukları sevgi, büyüklük ve insanların adeta gösterilen noktayı tutabilmek için hiç bir fedakarlıktan kaçınmamaları göreceli bir gerçek.
FUTBOL AŞKIN DUYGULARIN YERİNİ Mİ ALIYOR?
insanın manevi ihtiyaçları maddi ihtiyaçlarından hiç de az değildir. Aksine insandaki manevi ihtiyaçlar hakiki gıdalarıyla doyrulmadığı zamanda fıtri olarak her türlü ahlaki ve ruhi bozuklukların baş gösterdiği sabittir.
Dini yönden doyurulmamış toplumlarda her türlü fikri boşluğun yaşandığının görmek isteyenlerin bu günkü cemiyete kısa bir gözatmaları yeter. Manevi boşluğa düşen gençlerin şeytana tapmasından, uyuşturucunun tuzağına düşmesine, her türlü ahlaki düşüklüğün yaşanmasından basit şeyler uğruna gençliğini harcamasına baktığımızda nasıl bir kaosla karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır. Manevi boşluğu hakiki manada din ile beslenmeyen insanların içine düştükleri farklı bir girdap’ta, adına futbol denen ve sistemler tarafından insanların kitlesel olarak uyutulmasına yarayan bir oyun şeklidir. Insandaki müteal (aşkın) duyguların yerini tutmaya aday bu sporun(!) bugün geldiği nokta gerçekten üzücüdür ve Simon Kuper’in değimi ile, futbol bu noktada asla futbol olarak kalmamaktadır.
FUTBOLUN KUTSALLARI
Kendini futbolun esiri haline getirmiş insanlara baktığımızda kendilerine bazı kutsalları icad ettiklerini görürüz. Kendi taktıkları isimler ile adına “Futbol ilahları” dedikleri futbolculara ve onların oyunlarını icra ettikleri statlara olan saygılarına baktığımızda, bunların kutsal değerler olarak telakki edildiği ortaya çıkar. “Futbolun ilahı(!)” olan insanlarla birkaç dakika veya saat bir arada geçirmek için saatler öncesinden ve hatta gece yanlarında statların kapılarına koşan insanlann, Allah (cc)’ın emirlerine karşı duyarsız olmalarını anlamlandırmanın zorluğu bellidir.
Dinin sosyal hayat üzerine ne tür tesirinin olup olmadığını göz önüne getirerek meseleye baktığımızda, futbolun seküler bir din yerine konmak istendiğini söylemek mümkündür. Zira dergilere bile yansıyan ve sık sık maç aralarında duyulan, “Mutluluk iki kale ve bir toptur, Bundan başka cennet yoktur”, “Haftada bir sana tapmaya geliyoruz”, “Sen bizim ilahımızsın”, gibi sloganlar bu iddianın yersiz olmadığını herhalde bütün çıplaklığı ile ortaya koyar.
MEŞRU ARAÇ MI?
İnanmış insanların inandıklarını hayata geçirmeleri, onlara yüklenmiş bir vazife olarak bulunmakta. Bu vazifelerden biri de inanıp yaşadığını çevresine yaşatmak olarak kendisini gösterir. Bunu islamın genel esprisi içerisinde görmekteyiz. inanmış insan, tebliğ ve temsil edeceği davasının şartlarını yerine getirirken; gayeye götürecek vasıtalarında hak olması gerektiğine inanır. “Hakk, yine hakka istinat ettirilmeli ve hedefe gidilecek vasıtalarda meşruluk dairesini aşmamalıdır” anlayışı inanca taalluk eden bir olgudur. Aksi, “Hedefe gitmede her türlü yol meşrudur” düşüncesine saplanmak olur ki, bunun adının :‘Makyavelizm” olduğunu herkes bilir.islam getirdiği tebliğ metodunda, meşruluk çizgisi içerisinde olmasını şart koşmuştur.
işte bugün problem burada kendini göstermekte ve haklı olarak “Futbol meşru bir araç mı?” sorusunu gündeme getirmekte. Futbolun oynanış biçimi her ne kadar zahirde masum görünse de, insanları mükerrem birer varlık sayan İslam’ın bakışı, futbolun bir yönüyle kırıcı olması bakımından, menfi olduğu düşünülebilir. Futbol meselesi hakkında bazı alimlerin değişik görüşleri de mevcuttur ve bunların aralarında müspeti de, menfisi de vardır. Oynayanlar için meşru gibi görünsede seyredenler ve hele onu bir kumar vasıtası haline getirenler için futbolun meşru olduğunu hiç kimse iddia etmemiş ve cevaz vermemiştir. Fakat bugün kitlelerin ilgilendiği bir oyun olması hasebiyle, futbolla münasebeti olan geniş bir kitleye sırt dönmek hiç kimsenin akıl karı olmadığı gibi, islam’ın ise reddedeceği bir şey değildir.
Futbolu meşru bir araç olarak kullanabilmenin yegane şartlarının Kur’an ve Sünnette belirlenen delillere aykırı düşmemesini bütün alimler belirtmekte. 0 halde bunu meşru bir araç olarak istihdam etmek isteyenler, ellerindeki Kur’an ve Sünnet ölçüsünden ayrılmadan bunu yapmak durumundadır. Aksi halde futbolun meşruluğunun kalmayacağı açıktır. Futbol, oynayanlar için meşru bir zemin olsada, seyircilerin saatlerce vaktinin stat ya da bilet kuyruklarında geçirmesinin hiç bir islami yönünün olmayacağı da, yine. İslam aimleri tarafından kabul edilmektedir. Futbolu hayat stili olarak ele alan bir zihniyetin, yukarıdaki ölçüleri esas alıp almaması bizim meselemiz değildir. inananlara düşen Kur’an’ı ifadeyle “Tebliğ ve temsil etme”, sonra da tevekkülle Rabb’e yönelmedir. Futbol bugün kitlelere malolmuş spor dalı olarak sosyal bir vakadır. Bunu kabullensek de, kabullenmesek de hayata girmiş ve orada derin izler bırakmış bulunmakta. önemli olan dünyaya gönderiliş maksadını unutmadan ve meşruluk çizgisini aşmadan hadiseye yaklaşmaktır.
FUTBOL KUMARARACI OLARAK KULLANILIYOR
Futbolla meşgul olanların en çok uğraştıkları işlerin başında futbolun bir
kumar vasıtası olarak kullanılması gelmektedir. Hatta bu işin takibini bizzat devlet organize ederek milyonlarca dolar kazanmaktadır. Bilakis devlet eliyle icra edilen:İddia ,Spor Toto, Spor Loto vb. adı altında, binlerce yüzbinlerce insanın parasını toplayarak, birkaç kişiye dağıtmakla hem toplumları kumara alıştırmakta, hem de birçok kişinin belirli bir müddet ümitlendirilmesi’nin ardından bir ümitsizlik ortamı meydana getirmektedir. Hatta bazen kaybettiğinden dolayı ölümlerle sonuçlanan Spor toto-Loto vakalarına
bile rastlanmaktadır. Sadece Türkiye’de beş bini profesyonel yüzelli bin kişinin amatör olarak oynadığı ve milyonlarca insanın da hem sahalarda hem de televizyon başlarında seyrettikleri futbolda transferler için dönen milyarlarca lira ise birçokları arasında haksız rekabet ortamı meydana getirerek, insanları değişik mecralara sürüklediği bir gerçek. Adeta bir transfer kumarının oynandığı rekabet ortamları birçok yabancı futbolcunun’da iştahını kabartmış ve Türkiye’de futbol oynayarakmilyarları ceplerine indirmelerine yaramıştır. Yabancı futbolcu oynatmak için milyarlarca dolar tutarındaki dövizin yurtdışına aktarılmasına alet olan kulüplerin arkasındaki kişiler ise, meydana getirdikleri bu atmosferde direk veya endirek olarak kendilerine rant sağlamaktadır.
EKONOMİK BOYUTU
Futbolun ekonomik yönü devasa boyutlara yükselmiştir. Dünyadaki ekonomik boyutu tespit edebilmek güç. Ancak ülkemizde futbolun en büyük sektör olma yolunda sağlam adımlarla ilerlediği açık bir gerçek.
Politikacılardan işadamlarına, futbolcusundan yöneticisine kadar uzanan renkli simaların peşinde koştuğu futbolun sezonluk cirosunun bir milyar doları aştığı göz önüne alındığında neden herkesin ağzının suyunun aktığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Zaten futbol kulüplerinin başkanlık yarışında kıyasıya mücadele eden işadamlarının varlığına ve bu uğurda görünürde milyonlarca dolar harcadıklarına baktığımızda (kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez misali) pastanın ne kadar büyük olduğunu görmemiz mümkündür.
Futbolculara ödenen milyonlarca doların nereden geldiği malüm. Türkiye’de erkek nüfusunun çok büyük çoğunluğunda futbol tutkunluğu var.
Hangi yere gidersek gidelim futbolsuz muhabbeti bulmak zor. Bundan dolayı oynanan maçları seyretmeye gitmek bir fazilet ve fedakarlık(!) olarak değerlendiriliyor. 2001 yılında statlara maç seyretmek için gelen seyirci sayısının 11 milyonu bulduğu göz önüne alındığında paranın nereden geldiği ortaya çıkıyor.
FUTBOL TERÖRÜ CAN ALIYOR
Futbolun meydana getirdiği diğer bir kaos ise terördür. “Futbol terörü” diye adlandırdığımız vakalarda yüzlerce insanın hayatını kaybettiğine ve binlercesinin de yaralandığına şahit ol maktayız.
Yapılan futbol maçları sonrası sokaklarda meydana gelen terör olaylarını masum bir şekilde coşku olarak değerlendirenlerin bilanço’nun ağır olması karşısında nasıl bir ruh haletine girdikleri ortada. Bu durumu, “Bireysel ve Toplumsal Şiddet’ isimli eserinde, “iç savaşa dönüştürülen maçlar’ başlığı altında yazdığı bir makalede dile getiren Prof. özcan Köknel, “Bir futbol maçında çıkan tartışma sonunda, Güney Amerika ülkelerinden El Salvador ile Honduras arasında savaş çıkmış ve binlerce insan hayatını kaybetmişti. Böylece sporun savaşa yol açtığı görülmüştür. Özellikle Ingiltere’de “Holigan” adı verilen genç kulüp taraftarları, ülke içi ve dışında saldırı ve şiddet olaylarını çıkarmakla ün kazanmışlar, bu sebeple bir süre Ingiliz futbol takımları uluslararası karşılaşmalara alınmamıştır. Bunun son örneği 1985 yılı Mayıs ayında, Brüksel’in Heyles Stadı’nda Avrupa şampiyon kulüpler kupası final maçını oynayan Juventus ‘la Lıverpool takımı taraftarı, saldırgan gençlerin çıkardıkları olaylar sonucu 50 ‘den fazla insan ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmış, Heyles Stadı’nın tribünleri yakılıp yıkılmıştır”, şeklinde izah etmiş ve futbol şiddetine misal göstermiştir.
Türkiye’de de durum dünyadan farklı değildir. Futbol maçlarında yaşanan bazı olaylar bunun müşahhas misallerini ortaya koymaya yeter de artar bile. 1967 yılında Bursaspor-Eskişehir maçından sonra çıkan olaylar, caddelerden, şehirler arası karayollarına kadar taşmıştı. Ardından 17 Ekim 1967 günü Kayseri-Sivas maçında çıkan olaylarda 48 kişinin hayatını kay betmesi ve 600 kişinin yaralanması hafızalardan silinmiş değildir. Sadece 1995 yılında 1. ve 2. futbol ligin de birçok maç taraftar terörü yüzünden yarıda kalmış ve 6 kişi çıkan olaylarda hayatını kaybetmiş bulun maktadır.
Son Senegal galibiyetinin ardından da görüldüğü gibi, maç sonrasında ulu orta kutlamalar yapılmış çıkan olaylarda 19 kişi hayatını kaybederken, yüze yakın insan da silahla ve trafik kazalarında yaralanmıştır. Yine geçmiş dönemlerde birçok maçtan sonra yaşanan yaralama ve öldürme olaylarının vuku bulduğunu medyadan sık sık okumaktayız. Balkonunda oturan kız çocuğundan, annesinin kucağında hiçbir şeyden haberi olmadan uyuyan yavrulara ve oradan da masum gençlere uzanan çizgide birçok ölüme sebep olan futbol maçları sonrası meydana gelen hadiseleri terörden başka hangi isimle çağırmak mümkündür, orasını olaya masum bir spor yakası olarak bakanlara sormak istiyoruz. Bir de buna futbol takımından değil diye veya hakaret edildi diye işlenen onlarca cinayeti katarsak meselenin hangi boyutlarda seyrettiği açığa çıkar.
Futbol oynayanlara bedeni olarak bir fayda sağlasa da, seyredenlere hiçbir şey kazandırmadığı ortadadır. Taraf tuttuğu takım yenildi diye hayatına kıyan insanların var olduğu bir vakanın psikiyatrislerce “Paranoyak birer saplantı”, “Benliğin alt katmanlarının bir faaliyeti” olarak tespit edilip isimlendirilmesi de olayın hangi boyutlarda seyrettiğinin müşahhas bir göstergesi olsa gerek.
Dünyadaki futbol maçlarında ölenler
• 9 Mart 1948: ingiltere Bolton’da 33 kişi öldü, 500 kişi yaralandı.
• 24 Mayıs 1964: Lima’daki olaylarda 300 kişi öldü, 500 kişi de yaralandı.
• 17 Eylül 1967: Türkiye’nin Kayseri şehrinde oynanan maçta olaylar çıktı. 40 kişi öldü, 600 kişi yaralandı.
• 23 Haziran 1968: Buenos Aires’te çıkış tünetinde yaşanan izdihamda 74 kişi ezilerek öldü.
• 25 Haziran 1969: Türkiye’nin Kırıkkale şehrinde 10 ölü 102 yaralı.
• 25 Aralık 1969: Kongo’nun Bukavu şehrinde 27 kişi öldü.
• 2 Ocak 1971: Glasgow’da fazla seyirci sebebiyle tribünler çöktü ve 66 kişi öldü.
• 17 Şubat 1974: Kahire’de 49 kişi öldü.
• 8 Şubat 1981 Atina’da 19 kişi öldü.
• 20 Ekim 1982: Moskova’da oynanan bir maçta dışarı çıkmak isteyenler ile içeri girmek isteyenlerin çarpışmasında 340 kişi ezilerek öldü.
• 11 Mayıs 1985: ingiltere Bradford’ta oynanan maçta yangın çıktı, 55 kişi öldü.
• 29 Mayıs 1985: Brüksel’deki Heysel stadında olaylar çıktı ve 39 kişi öldü.
• 12 Mart 1988: Nepal’daki bir maç sırasında yağan doludan kaçmak isteyenler izdihama sebep oldu ve 93 kişi öldü, yüzlerce insan yaralandı.
• 15 Nisan 1989: Ingiltere’nin Sheffield şehrinde oynanan maçta olaylar çıktı ve 95 dşi öldü. Yaralı sayısı ise 200.
• 13 Ocak 1991: Güney Afrika’nın Orkney şehrinde 40 kişi öldü, ellı kişi yaralandı
• 6 Haziran 1991: Şili’nin Santiago şehrinde 10 ölü, 135 yaralı.
• 5 Mayıs 1992: Korsika-Fransa maçın da 17 kişi öldü, ikibin kişi yaralandı.
‘ 16. Haziran 1996: Zambia’da Sudan’a kazalınan galibıyeti kutlarken 15 kişi öldü, yüzlerce kişi de yaralandı.
• 16. Ekim 1996: Guatemala ile Kosta Rika arasında oynanan milli maçta izdiham yaşandı. 83 kişi öldü yüzlerce kişi yaralandı









