1.makale:vatan sağolsun demeyeceğiz

Vatan sağ olsun demeyeceğiz’


 

‘Vatan sağ olsun demeyeceğiz’

Şehit Asteğmen Zeki Burak Okay’ın cenaze töreninde ‘Vatan sağ olsun demeyeceğiz.’ sözleriyle gündeme gelen acılı anne ve baba, Nuriye Akman’a konuştu: “Oğlumuz 3 aylık eğitimle Hakkari’ye gönderildi.

“Oğlum gibi 3 ay eğitim alanlar değil profesyonel asker dağda savaşmalı”

Profesyonellik isteyen bu savaşa iyi yetişmiş askerler gitmeli.”

Şehit Asteğmen Zeki Burak Okay, hafta başında Bursa’da toprağa verildi. Cenaze töreninde anne ve baba “Oğlumuzu ne idüğü belirsiz savaş denilen bir olayın içine soktular. O şehit olmadı. Vatan sağ olsun demeyeceğiz.” diye isyan ettiler. Arkasından Başbakan Erdoğan “Askerlik, yatma yeri değil.” dedi. Aşağı yukarı Burak’ın yaşlarında bir erkek evlat annesi olarak Okay çiftiyle birlikte ağlamak, bu sıra dışı tepkinin gerekçelerini anlamak istedim. Konuşmamızı aktarırken sorularımı aradan çektim ki onlara daha kuvvetli bir empati yapılabilinsin. Herkes acısını farklı kelimelerle ifade eder. Sözün kabuğuna değil özüne bakılırsa 50 yaşında Bursa’da özel bir şirkette yönetici olan Sezai Bey ile 47 yaşında bir dershanede biyoloji öğretmeni olan Neriman Hanım’ın dikkate alınmaya değer bir arzusu var: “Düşmana karşı savaşan askerlerimiz iyi yetişsin. Üç ay gibi kısacık bir eğitimle, beyniyle, bedeniyle savaşa hazır olmayan, tecrübesiz çocukları son derece profesyonellik isteyen özel bir savaşa pisi pisine göndermeyelim.” Söyleyin, haksızlar mı?

——————————————————————————–
[NERİMAN OKAY] Yatarak askerliğini yapanlar da var
Ben savaşa, düşmanlığa karşı bir anne olduğum için oğlumu eline oyuncak silah vermeden büyüttüm. Küçücüktü, bisiklet almadım ona bisikletle gezerken araba çarpar, ölür diye. Kavga etmesini öğretmedim oğluma. Dedim sakın arkadaşlarınla kavga etme. Onlar vurursa sen kaç yavrum. Kimseyi incitmemiştir, hiç kavga etmemiştir. Benim oğlum bebeklerle oynayarak büyüdü. Üniversite çağı geldi. Balıkesir Makine Mühendisliği’ne tutuyordu puanı. Yavrum dedim oralarda anarşistler var, ne olur ne olmaz gitme. Ben oğlumu İngilizce eğitimi alsın, istediği gibi bilgisayar mühendisi olsun diye özel üniversitede okuttum. Var gücümü senin için harcayacağım dedim. (Ağlıyor) Bahçeşehir Bilgisayar Mühendisliği’ni 4 senede bitirdi. Kız arkadaşı ile evlenme kararı aldılar. Bir an önce askere gideyim anne dedi. Kısa dönem yapabilir diye düşündüm. 23 yıl eli kalem tutmuş bir insanın üç aylık eğitimle PKK’ya karşı gönderileceği hiç aklıma gelmedi. Gelseydi belki çocuğuma işletme mastırı yaptırırdım. Açıköğretime kayıt yaptırırdım. Yurtdışına gönderirdim. Herkes öyle yapıyor. Çocuğum bunları istemedi. “Ben üzerime düşen görevi yapacağım anne.” dedi.

BAŞBAKAN’IM BENİ YANLIŞ ANLADI

Biz devlete, askere karşı değiliz. Sağ olsun Başbakan’ım böyle anladı beni. Şehit anneliğini kabul etmiyormuşuz! Ben oğlumu keşke gerçek bir savaşta kaybetseydim. Benim oğlum pisi pisine ölüme gönderildi, ben onun için üzülüyorum. Komutanlarıma diyorum ki lütfen askerliği meslek yapın, adam gibi asker yetişenleri oraya gönderin. Oğlumun yemin töreninde gördüm. Öyle canavar asker yetiştirmişler ki, yürüyen arabalar üzerinde yer değiştiriyorlar. Arabanın altına girip, bomba koyup, arabadan çıkabiliyorlar. Böyle asker yetiştirebiliyorsak yetiştirelim. Daha çok vergi verelim. Onlar daha çok silah alsınlar. Daha profesyonelce ordu yapsınlar. Ama bizim evlatlarımız pisi pisine gitmesin. Bir sürü askerimiz var batıda. Kuaförlük yapan askerleri toplayıp eğitsinler ve göndersinler oraya. 20 tane asker orayı koruyamaz. Oraya binlerce asker göndersinler o zaman. Oradaki PKK’nın savaştığı gibi savaşmayı öğretsinler. Madem bizim düşmanımız Kandil’de, neden Lübnan’a gidiyoruz da Kandil’e çıkmıyoruz?

Ben şehit annesi olduğum için övünmüyorum. Hiçbir zaman övünmeyeceğim. Başbakan’ımız Bursa’daki öbür şehidin annesine baş sağlığı dilemiş. Benim oğlum için bana dilemedi. Çünkü ona göre ben şehit anneliğini kabul etmiyorum! Bütün herkes duysun. (Bağırıyor) Ben şehit anneliğini kabul ediyorum ama ben şehit annesi olduğum için övünmüyorum. Benim isyanım ne askere, ne devlete. Oğlumun pisi pisine gitmesine isyanım. Bugüne kadar çocukları ölmüş anneler acılarını dile getiremediler. Ben öyle bir şehit annesi olmak istemiyorum. Türkiye’nin kaderi değişmeli. Ben askerliğin profesyonelce yapılması için ne kadar çok uğraşmam gerekiyorsa o kadar çok uğraşacağım.

Sayın Başbakan’ıma yatarak askerlik yapanları hatırlatmak isterim. Komutanların çocuklarına evinde İngilizce dersi verenler de batıda gazinolarda şarkı söyleyenler de askerlik yapmış oluyor. Kuaförlerde komutanların eşlerinin saçlarını boyayanlar da… İşte bunlar yatarak askerlik yapıyor. Paşanın kapısında nöbet bekleyen, “Komutanım vukuat yoktur.” (bağırarak söylüyor) diyenler de askerlik yapıyor. Benim oğlum da öyle bir askerlik yapsaydı eşitlik olurdu. Askerlik en şerefli, en zor meslek olmalı. Bizim ailemizde asker de var. Biz askere karşı değiliz. Bizim amcamız yüzbaşı. Ve yıllardır PKK ile savaşıyor. Ama asker eğitimi aldı o. Asker okullarında okudu. Kendini savunmasını biliyor. Askerlik yapmadığı yer kalmadı. Tunceli’de yaptı, Kars’ta, Doğubayazıt’ta, Bingöl’de yaptı.

OĞLUM İKİ KERE ATIŞ YAPMIŞ

Benim oğlum Foça’da üç aylık eğitimden sonra savaşmaya gitti. Foça’da ere de aynı eğitimi veriyorlar. Komutana da aynı eğitimi veriyorlar. Eğitim beş kilometre koşmak, beş kilometre geri gelmek. Dağın ortasında bırakıp, yönünüzü bulun, geri dönün demek. Sürünmek. “Anneciğim sadece iki kere silah attım.” diyor oğlum. “Silahları öğretiyorlar; ama üç ayda silah öğrenilmez ki.” diyor. “Ben yıllarca bilgisayar mühendisi olmak için okudum anneciğim.” diyor. “Ama bana burada komutan olacaksın diyorlar.” diyor. “Başka şansım yokmuş annem; ama ben kendimi korumayı beceremem ki.” diyor. Bunları Foça’dan döndüğünde, Hakkari’ye gitmeden önce söyledi. Hakkari’ye göreve gideceği zaman “İnşallah sağ dönerim, inşallah yapabilirim görevimi annem.” dedi. “Ama çok zor.” dedi. Çünkü yeterli eğitim yok. Üç ayda askerlik öğrenilir mi? Ben bunları dile getiriyorum ki torunlarım ölmesin. Bir tanecik küçük kızım var. 16 yaşında idi oğlum, onu doğurduğumda. İyi ki doğurmuşum onu yoksa hiç evladım kalmayacaktı….

——————————————————————————–
SEZAİ OKAY: Eğitimsiz çocuklar savaşa gönderilmesin

Benim oğlum tabii ki şehit. Ama oğlum atalarımız gibi Anafartalar’da, İnönü’de şehit olmalıydı, ne idüğü belirsiz bir şey için değil. Yoksa şehitlik kadar güzel bir mertebe var mı? Başbakan’ımızın “Askerlik, yatma yeri değil.” demesi beni çok üzdü. Benim çocuğum askerlik yapacak yapıda değil ki, o bilgiye, o tecrübeye sahip değil ki. Üç ay eğitim almış. Profesyonel değil ki. Eşkıya ile karşı karşıya geldiğinde kendini koruyabilir mi? O entrikalara cevap verebilir mi? Ben ülkemizin çocukları böyle heba olmasın diye bir misyon üstlenmeye çalışıyorum. Ben bu ülkeyi çok seviyorum. Güçlü bir ordumuz olsun istiyorum. İnsan sayısı kabarık olmasın; ama bütün mensupları profesyonel olsun. Aksi takdirde bunun altından kalkamayız. Genelkurmay Başkanı’mız da “Orduyu küçültmemiz; ama kuvvetlendirmemiz lazım.” diyor. Ben kimseyi suçlamadım. Ben sadece savaşmayı bilen, bilinçli insanları göndersinler diye feryat ettim. Başbakan’ımız Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıdır. “Ben bu ailelerin ne demek istediklerini, acılarından dolayı böyle konuştuklarını anlıyorum. Haklılar da. Biz daha farklı bir şeyler yapmalıyız” demesini beklerdim.

Ben vatan sağ olsun demeyeceğim. Demeyişimin sebebi şu: Yetsin diye, yeter diye, yeter! Yeter demeyelim bunları diye ben öyle söyledim. Benim vatanım sağ olmasın anlamında söyler miyim hiç? Hemen alsınlar beni askere. Yemin ediyorum oğlumdan daha iyi orada nöbet tutarım. Ama benim yavrum bir kuzuydu. Yıllarca uğraştım iyi bir eğitim alsın diye. Yavrum nişanlandı. Askerden gelir gelmez evlenmek istiyordu. “Oğlum niye acele ediyorsun?” dedim “Baba insanın sevgilisinden uzak kalması ne demek, sen biliyor musun?” dedi. Evcimen bir çocuktu. İnanın ben sinekleri öldürürken “Baba bunların canları yok mu, niye vuruyorsunuz?” derdi. Bir de gül gibi bir kızım var, ellerinizden öper. Annesi çok zorladı tek çocuk olmaz, bir daha olsun diye. Bu yıl ilkokul üçe gidecek. Sapsarı saçlı, yeşil gözlü. Güzelim, yavrum benim…

Genelkurmay’dan bize asla bir tepki gelmedi. Ben sadece çocuklar eğitimsiz oraya çıkmasın dedim o kadar. Bu benim misyonum artık. Şehit ailesi dernekleri var. Buna benzer sivil toplum örgütleri var. Oralarda bunları dile getireceğim. Düşüneceğim başka neler yapabilirim diye. Bunu asla birilerini alt etmek, birilerini mahcup etmek, tökezletmek için değil, ülkemize faydamız olsun diye söylüyorum.

Burak kısa dönem gitmek istiyordu; ama 12 ay çıktı. Çok üzüldü. Olsun dedim oğlum, 12 ay da çok değil. Düşünün hayatı boyunca doğru dürüst koşmamış, top bile oynamamış bir çocuk Foça’da komando eğitimi alıyor. O kadar zor bir eğitim ki. Bedeni alışık değil ki ona. Uygun değil ki kişiliği ona. Düşünün üç beş gün sonra, beş kilometre koşturuyorsunuz. On beşinci gün yirmi kilometre koşturuyorsunuz.… Dağa gece bırakıyorsunuz. Haritayla geri gelmesini bekliyorsunuz. Bunları yapabilirler mi, mümkün mü? Üç ay sonra bandolar eşliğinde şanlı şerefli, teğmen oldu. Gurur duydum. O elbiseler nasıl yakıştı. Güle oynaya omuzlarına apoletler taktım. 15 gün sonra “Hakkari Köprülü’yü çektim baba.” dedi. Açtık bilgisayardan Hakkari Köprülü neresi, aman Allah’ım. Şöyle bir dağın arası. Zapsuyu’nun geçtiği bir tabur. Eyvah dedik. Ne yapacak bu çocuk? Ama belli etmedik. Gitti yavrum. Aradan bir buçuk ay daha geçti. Her gün görüştük. Bilgisayarı yanındaydı. Eminim korkuyordu. Ama hiç belli etmiyordu. Benim yavrum beceremese de, bilemese de dimdik askerlik yaptı. Ama dediğim gibi o hain pusulara cevap verecek güçte, tecrübede değildi.

GİZLİ GİZLİ AĞLIYORDUM

Allah’ım yavrumun başına böyle bir şey gelirse ben ne yaparım diye gizli gizli ağlıyordum. (Ağlıyor) İşyerinde kaçıyordum bir kenara, arkadaşlarım görmesinler diye. Sakinleşip geri geliyordum. Dayanamıyordum o çocuklara. Bakın bunları bir tek ben söylemedim. İzmirli bir şehit anası da aynısını söyledi. Demek ki bir gerçek var. Bunun altında kötü bir mana aramaya gerek yok. Genelkurmay Başkanı’m da “Biz yeniden bir yapılanmaya gideceğiz.” diyor. Niçin söylüyor, o da biliyor bunları. O da biliyor yeterince tesisatlı, tecrübeli olunmalı. Özel tim gerekiyor. Öyle çocuklar var ki, o taburda dönem birincisi olmuş. Çocuk istese memleketi Ankara’ya gidecek. Hayır demiş ben Şırnak’a gideceğim. Böyle çocuklarımız da var. Ama benim çocuğum onu diyecek yüreklilikte değil. O bilgide, o tecrübede değil. Herkesin yapısı farklı. O kadar çok insan var ki ülkemizde işsiz güçsüz dolaşıyor, asker olmak, PKK ile savaşmak istiyor. Savaşçılık var ruhunda. Başbakan’ım niçin yanlış anlıyorsun beni? Benim evladım şehitlik mertebesinde, Allah katında en iyi noktada. Her gün yapılan dualarla benim çocuğum anılacak. Şehitlerimizin ruhuna el-fatiha denecek. Bundan daha güzel ne olabilir ya. Ben elhamdülillah Müslüman’ım.

NURİYE AKMAN/zaman

__________________

Yorum yapın