2.makale:Hacivat`la Karagöz`ü Siz Öldürdünüz!..

hacivatlakaragozusiz.gifHacivat’la Karagöz’ü Siz Öldürdünüz!..İş bu yazı; şairin vurulduğu, sözün, tasvirin, hikayenin ve kurgunun bittiği yerde, kalemin “dirilişi” ve “yürüyüşünün” yorumudur.
Orhan Gazi Han Hz.lerinin Barbar bir haydut kılığına sokulması! Osman Gazi Han Dedemin biricik gelini, İslam ile şereflenmiş o halis, munis ve mübarek bir insan olan Bilecik tekfurunun kızı ve Orhan Gazi Han Dedemin biricik çiçeği, iffet, fazilet ve hizmet abidesi olan Sultanımız Nilüfer Hatun annemizi ortalık yerde kucaklayıp yatağa götürmesi.. Hayır!.. Bakamıyorum!.. Utanıyorum!..

Saliha Malhun
Ben hep kurguluyordum, onlar yaşıyorlardı..
Bir tarafta hikayelerim vardı, bir tarafta kahramanlarım..
Hikaye kahramanlarımı ben mi buluyordum, yoksa onlar mı bana geliyorlardı belli değildi. Ama üçümüz bir yerde birleşiyor, bir ekip gibi çalışıyorduk. Genellikle ben dışarıda kalıyordum..
Ta ki “Hacivat’la Karagöz Niçin Öldürüldü “ucubesini” izledikten sonra, Bursa sokaklarında yürürken utancımdan eriyip yok oluncaya kadar!. İlk defa bu kentin gerçek “dirileri” olan yetmiş bin Evliya-yı Kiram Hazeratının türbelerini boşaltarak bu kenti ve bizleri terk edip gidecekleri vehmine kapıldım!..

Evet biz bir ekiptik…
Ta ki Osman Gazi Han ve Orhan Gazi Han dedelerimin türbelerinin önünden ezik ve utanarak geçip, Üftade Hz.lerinin türbesine kadar koşarak, manen kucağına kapanıp ciğerlerimi boşaltırcasına ağlayıp, bizi terk etmemeleri için yalvarana kadar…
Yani, ben vuruluncaya kadar, hikayelerim, kahramanlarım ve kurgularımla bir bütündük. Ta ki o gün, Üftade Camii’nin sığındığım o küçük ve şirin penceresinde kolum kanadım kırık, kurgularımın ve kahramanlarımın da beni terk ettikleri yerde, “Diri” olan ve bir sureyi ifade eden “Kalem”in dirilerek beni kader aynasında garip bir halin vizyonuna sokmasına kadar…
Bursa’nın dolambaçlı sokaklarında yürüyorum.. Boşlukta canlı ve dalgın bir varlık gibi duran Ulu Cami, ovanın uzaklarına bakan minarelerinden yükselen ezan sesiyle, şehrin taşıtla dolu ıstırapla kabaran göğsünü göklere yükseltiyordu. Türbelerde yatan ruhlar, bu çağrıya icabet etmek üzere servilerin altından havalanmış, boşlukta pembe bir yaprak gibi titriyorlardı.

Geyikli Baba Hz.leri şarapçı olmuş heyhat!
“Bursa’da Zaman” ikindi vaktiyle birlikte donar, feza denizinden maddesi su olmayan bir akıntı geçer. O vakte kadar insanların ve taşıtların gürültüsünden duvarların içine, ağaçlara, mezar taşlarına saklanmış ruhlar, beklenmedik yerlerinden adeta çatırdayarak çıkarlar ve Bursa semalarını doldurarak, görünmez kanatlarıyla insanların burnunun dibinden geçerek Ulu Cami’ye süzülürler..
Bense hala sokaklarda bir serseri mayın misali izlediğim o menfur filmdeki rezalet sahnelerine içerleye içerleye dolaşıyorum. Teessürümü paylaşıp rahatlamak için aradığım arkadaşımda telefonda meseleyi kavrayamamış olacak ki benim bu ıstırabımı “aşırı” bularak “Canım üzülme, takma kafana bu kadar!..” demekle iktifa etmişti.
Ama nasıl takmayayım kafama? Orhan Gazi Han Hz.lerinin Barbar bir haydut kılığına sokulması! Osman Gazi Han Dedemin biricik gelini, İslam ile şereflenmiş o halis, munis ve mübarek bir insan olan Bilecik tekfurunun kızı ve Orhan Gazi Han Dedemin biricik çiçeği, iffet, fazilet ve hizmet abidesi olan Sultanımız Nilüfer Hatun annemizi ortalık yerde kucaklayıp yatağa götürmesi.. Hayır!.. Bakamıyorum!.. Utanıyorum!.. Üç buçuk soysuzun sözüm ona “mizah anlayışına!” zağarlık yaptırılır hale geldiğimizi kabullenemiyorum. Somuncu Baba Hz.lerinin gönül fırınında pişirdiği ekmeklerle Ulu Cami inşaatında çalışan insanlara hırsız damgasını  vurmak ne kepazeliktir!. Hele hele Bursa’nın fethine Geyik Ordusuyla destek veren ve halen Bursa’nın İnegöl İlçesinin Baba Sultan köyünde meftun bulunan ve halen Bursa’ya manevi feyz kaynağı olmaya devam eden Geyikli Baba Hz.lerini Tommiks kahramanlarının seviyesine indirerek şarapçı bir ayyaş kılığına sokmak ne cüret ve terbiyesizliktir!.. Çocukluğumun en güzel arkadaşları olan Karagöz ve Hacivat’ın şamanist birer soytarı olduklarını nasıl kabul edebilirim?

Kültür Bakanımıza teessüflerimizle…
Onlar böyleyse ben kimim? Biz kimiz? Neden yediyüz elli yüzyıl sonra hala ismim hala Malhun benim? Neden bu ismi taşıyorum? Lütfen eli kalem tutan büyüklerim ve beni yetiştiren hocalarım bana açıklasınlar! Yani ben o filmde gösterilen güya Nilüfer Hatun olan o arsız ve iffetsiz kadın gibi miyim? İçimden alıp alıp veriyorum! Onların karşısına çıkıp bütün bunların hesabını sormam gerek diyorum.. Bu filmin ve “Karagöz Perdesinin” sözüm ona yapımcısından –esasında yıkımcısı- tam bir karaktersizliği karakterize etmeyi başarmış sözüm ona aktörlerine ve dahi filme destek veren Kültür Bakanımıza ayrıca teessüflerimi bildirmek pek tabii ki hakkım.
Ne vakit yararlı bir hizmetinizi görsem manen ellerinizi öpen kızınız Saliha Malhun’um ben.. Dün Nilüfer Hatun büyük annem, Malhun Hatun Büyükannem ne idiyse, nasıl idilerse, bugün ben O’yum efendim… Onlar gibiyim.. Beni yetiştiren annem ve hocalarım da onların ahlak ve misyonunu devam ettiren ve Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş hanımefendilerdir… Haydi ahlaksızlığı ve iffetsizliği kendilerine sanat şiarı edinmiş ve özünden kabuğundan kopmuş, kendilerini “sanatçı” ve “komik” zanneden o güruh neyse de size karşı çok müteessirim!..  “Barbar Conan “kılığında hayasızca Nilüfer Hatun’un üzerine film boyunca atlayıp duran o çılgının dedem Orhan Gazi Han olduğuna inanmamı mı istiyorsunuz benden? Ben şimdiye kadar onların ahlak ve faziletini temsil ettiğine inandırılarak yetiştirilen ve bu ülkede okulunda cariye muamelesi görerek “Hür ve Müslüman” bir kadına başını aç deme küstahlığını gösterenlere  karşı benliğinden ve özünden taviz vermemeye direnen ve bu yolda her türlü çile ve meşakkati yüklenmiş kızınıza, her daim ordusu, devleti ve milleti için dua eden bu kızınızın gözlerinin içine bakarak sunduğunuz, destek verdiğiniz film bu mu efendim? Hayır ben sizin iyi niyetinize asla toz kondurmak istemiyorum ve yine de bütün bu kepazeliğin bilginizden kaçmış olabileceğini düşünüyorum..

Gerçekleri kepaze eden tuluat sahnesi
Akıl, insaf ve vicdan taş kesiliyor!..
Yıllardır “Tarihi Film” adı takılarak dedeyi toruna kötüleme ve rezil etme hastalığı, bünyemizi içten kemiren bir illet bilinse yeridir… Bu film, ecdadı anlaşılmaz kılan, tarihi ve ahlaki değerleri yozlaştıran mücessem bir edepsizlik numunesi.. ve üstelik tepesinden tırnağına, parasından puluna, yediğinden içtiğine, savaşından vatan hududuna, paçasından donuna, kadısından ahisine, hocasına kadar tam bir anlaşılmazlık, keşmekeşlik, sefalet, sefahat, ve gayr-i nizamilik içinde bir Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Dönemi tablosu. Adeta Ecdadı ve tarihi gerçekleri kepaze etmiş bir tuluat sahnesi!. Hiçbir millette, böyle bayağının dahi tiksineceği sahnelere rastlanamaz. Ne Yahudi, ne Yunanlı ne de Rus’ta..
Ecdad katlinde kullanılan “giyotinlerden” birini en son bu film üzerinde yaftalamış bulunuyorlar!.. Hangi millette baba ile oğlunun lisanları ayrı ayrıdır? Hangi millette torun dedesine bu kadar düşmandır? Bütün bu menfilik altı menfilikleri “Hacivat’la Karagöz Niçin Öldürüldü?” gibi bir gurultu içinde ve en kıtal aletlere bulayarak gösterime sunmak dünya efkar-ı umumiyyesine rezalet vesikası olarak yeter de artar bile!..

Öz değerlerimiz sahipsiz değil, bilesiniz
Bizler ecdadımızın ahlak ve nizamını kendisine prensip edinmiş insanlar olarak üzerine basa basa tekrar ederiz ki, hiçbir milletin hayat hendesesinde görülmeyen bir ucubelikle karşı karşıyayız. Saniyen “Karagöz ve Hacivat Niçin Öldürüldü?” adı altında dedeyi toruna, hocayı talebesine, alimi cahilin ayağına çekici bu adab-ı muaşeret ve ahlak sükutuna bil’cümle muharrir ve muharrirelerin, sanat münekkidlerinin, tarihçilerin, Karagöz Ustaları’nın, Bursalıların müsaadesi var mıdır? Ecdadımız Ahlak ve faziletin icabı olarak her şeyin aslını muhafaza etmek gibi bir ruhla hareket etmişlerdir. Bize de bu kabil hareket etmek yaraştığından bu zevata sözümüz şudur ki: Hacivat’la Karagöz’ü kimsenin öldürdüğü falan yok! Siz öldürme cüret ve gafletinde bulundunuz!  Bundan böyle dalga geçip kepaze ettiğiniz değerlerimize dair bir ismi dahi destursuz ağzınıza almaya kalkmayınız! Çünkü beğenmeseniz de onların fethettiği bu topraklarda yaşıyorsunuz ve ekmeğini yiyorsunuz. Öz  değerlerimiz sahipsiz değil. Bilesiniz!.. Karagöz’e gölge etmeyin yeter ki başka ihsan istemezük!..  2006-02-23 Milli Gazete 

Yorum yapın